The Devil Wears Prada

Şeytan Marka Giyer, bu film ilk çıktığında ben 13 yaşındaydım. Filmin adını ve afişini gördüğümde öncelikle pek de bana göre bir film olmadığını düşünmüştüm. Fragmanını izlediğimde ise Anne Hathaway sıcaklığı ile dört bir yanım sarılmış, derhal filmi izlemek istiyordum.

Lauren Weisberger’in The Devil Wears Prada adlı romanından beyaz perdeye aktarılmış olan 2006 yapımı Oscar adaylığı kazanmış filmin yönetmen koltuğunda ise David Frankel oturmuş.

Newyork’un tempolu gösterişli akışına karşın sade bir hayat yaşayan Andrea Sachs, Runway Magazin’de işe başlar. Görevi Runway Magazin’in yöneticisi olan Miranda Priestly’nin ikinci asistanlığıdır. Miranda Priestly acımasız bir yönetici olması ile birlikte güçlü bir kadındır. Andrea Sachs’ın en büyük hayali ise çok iyi bir gazeteci olmaktır. Miranda Priestly’nin taleplerine karşın Andrea Sachs’ın sade, sıradan hayatı yetersiz gibi görünse de hayallerini kovalayan Andrea Sachs mücadele ederek kendi hayatından çok uzaktaymış gibi duran Miranda Priestly’nin hayatında yer alacaktır.

Meryl Streep yani Miranda Priestly bu film ile en iyi aktris dalında Oscar’a aday gösterilirken, rolü ile Altın Küre kazanmıştır. Anne Hathaway yani Andrea Sachs ise Şeytan Marka Giyer ya da The Devil Wears Prada filmindeki rolü ile dikkatleri üzerine toplamayı başarmıştır.

Belki de defalarca izlediğim bu ABD filmi beni iş hayatına karşı bazen hırslandırırken bazen de filmin gerçekten çok uzak olduğunu düşünerek samimiyetsizlik ile eleştiriyorum. Yine de çok sevdiğim Anne Hathaway ve onun boş görünen bakışlarının ardındaki mana için filmi yeniden izliyorum. Bu filmin adını, Şeytan Marka Giyer ya da The Devil Wears Prada, her duyduğumda zihnimde canlanan kare Anne Hathaway’in yani filmdeki mücadeleci ruhu ile Andrea Sachs’ın elinde starbucks kahveleri ile koşturduğu anlar oluyor.

Arkadaşlarınız ile oturduğunuz bir akşamda size çok uzakmış gibi görünen bir işe kabul aldığınızdan bahsederken eğlenmek sizin için bir hayal değil ve hayattaki sürprizlere inanıyorsanız ve moda dünyasının arka planında neler olduğunu bir nebze gözünüzde canlandırmak istiyorsanız gününüzün çok da değerli olmayan bir boşluğunda elinizde kahveniz ile arkanıza yaslanıp keyifle izleyebileceğiniz bir yapıt.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir